Bu iki karakteri birbirine çok benzetiyorum. İkisinde de ayrı bir hüzün ve yalnızlık havası var. Filmin yönetmeni Tim Burton, gotik tarzını koruyarak Edward'ı Frankenstein'ın yaratığından daha romantik ve duygusal bir karakter olarak betimlemiştir. Ne yazık ki bu hali bile yalnızlığına engel olamamıştır. Farklılıklara alışamayan hatta tahammül edemeyen insanların varlığı ikisini de derin bir boşluğa sürüklemiştir. Yaratık bile olsan sevilmediğin bir yerde nasıl var olabilirsin ki? Sevgisizlikten kaybolup gidersin. Zaten sonunda bir tanesi ölüyor, diğeri de yalnızlığıyla baş başa kalıyor. Kendimiz gibi olmayan, düşünmeyen, bize benzemeyen her şeye önyargılıyız aslında. Halbuki farklılıklarımızla, farklı bakış açılarımızla, görünüşümüzle, fikirlerimizle bir zenginlik oluşturabilecekken tekdüze, monoton, birbirine benzeyen ve sıradanlaşan hayatlarımızla mutluluk oyunu oynuyoruz. Maalesef sadece kendimiz gibi olanı sevebiliyoruz. Onları belki de tek sevebilecek mucitleri bile ortada yoktu. Biri ölmüştü diğeri de kaçmıştı. Sevmeyi sevilmeyi bile öğrenemeden toplum içinde var olmaya çalışmanın zorluğu iki karakterin ortak noktası olmuştur. Hangi birine üzüleceğimi şaşırdığım iki karakter söz konusu ama sanırım Frankenstein'ın yaratığının hali daha içler acısı çünkü Edward makas elleri sayesinde toplum içinde kısa sürede olsa bir saygınlık kazanmıştı. Ama yaptığı en ufak hatada bile toplumda var olamayacağını anlayıp yalnızlığına döndü. Frankenstein'ın yaratığı o duyguyu tadamadı bile.
Netflix'in güncel Frankenstein filmi çok güzel bi yorumdu.
11.05.2026 - 20:06
[+] Cevaplar (1)
Er500:
Evet ya onu unutmuşum. En son christian bell bride filmi geldi aklıma. Bi de o daha popüler bir aktör. Ama unutmasaydım öteki aktörü yazardım. İzleyenler bilir zaten.